GİRİŞ
|
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah'ın adıyla... Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, şu muhakkak ki, Biz sizi topraktan, sonra nutfe (sperma) den, sonra alaka (yapışkan bir madde)dan, sonra da uzuvları görünen ya da görünmeyen bir et parçasından yaratmaktayız ki, size (ne olduğunuzu) anlatalım. Dilediğimizi de belli bir süreye kadar rahimlerde durdururuz. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız, sonra da olgunluk çağına gelmeniz için geliştiririz. Bununla beraber, içinizden kiminizin canı alınıyor, kiminiz de biraz bilgiden sonra birşey bilmemek üzere, ömrünün en kötü devresine getiriliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün; ama üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her dilber çiftten bitkiler bitirir. (HACC 22/5) |
Yukarıdaki metin İslam dininin kutsal kitabı olan Kur-an'ı Kerim'in HACC suresinin 5. ayetidir. İnsanlığın yaratılış metaryelini oluşturan toprağı Yüce Yaratıcı'nın ne zaman yarattığı bilinmemektedir. Ama ona yüklenen misyon sadece insana yapı taşı olmasından ibaret değildir. Ona aynı zamanda insanın hayatını ikame ettirmesi için de çeşitli ürünler yetiştirmesi talimatı verilmiş, ürettiğinden dolayıdır ki ana gibi kutsal sayılmıştır. utsal sayılan yalnızca toprak değildir İslam dinine göre. Üreten her şey teşvik edilmiş, çalışma kimi yere göre ibadet sayılmıştır. Üstelik yapılan çalışma kamu yararına ise eserin, ömrü boyunca eser sahibine dua edeceği ve sevap kazandıracağı gerek Kur-an'ı Kerim tarafından gerekse Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından bildirilmiştir.İslamiyet insanların mutlu ve sağlıklı olarak yaşaması için gönderilmiş olan son ve Allah (C.C.) katında en güzel dindir. Kutsal kitabı olan Kur-an'ı Kerim bugüne kadar tahrifata uğramamış, günlük yaşantımızdan ve müslümanların içerisinde hasıl olan ihtilaflarda bile başvurulan tek ve en büyük hakem olmuştur.İslamiyet, inanç ve davranış olarak, daima iyiden, güzelden, incelikten, doğrudan ve düşünceden yana olan bir dindir. Allah (C.C.) bizlere Kur'an-ı Kerim vasıtasıyla, yiyecek-içeceğimizin bile güzel olmasını, kurban dahi olsa rastgele bir cana kıyamayacağımızı, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmamızı, insanlara güzel bir dil ve gülen bir yüzle konuşmamız gerektiğini bizlere emretmiştir. Bunlar insanın insan ile olan ilişkilerine ait hükümler olup insan yalnızca bununla sorumlu tutulmamıştır. Yeryüzünde yaşayan tüm canlı ve bitkiler ile de iyi ilişkiler kurmasını gerek aleni gerekse dolaylı olarak insanoğlundan istemiştir. Sağlıklı bir çevre bütün canlıların yaşayabilmesi için bir temel koşuldur. Aslında insanoğlu, geçmişten bu yana çevresine pek dikkat etmemiş, tabiata ve içinde yaşayan varlıklara karşı bencil ve hoyratça bir yaklaşım içerisinde olmuş, ancak, zamanı gelince de bunun bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. Ne var ki, dün, ormanları-otlakları yakıp yıkma, tarım arazileri üzerine fabrika ve kentler kurma gibi geri dönülmesi hemen hemen imkansız olan uygulamalar bugün beraberinde birçok sorun getirmiştir. Ağır endüstrileşmenin sonucu olarak bugün gökyüzüne savurduğumuz ağır gazlar, asitler ve küller yağan yağmurlarla toprağımıza inmiş, suyumuzu kirletmiş. ürünümüzü çürütmeye başlamıştır. Ağır endüstrisi olmayan ülkeler bile 1986 yılında Çernobil' de meydana gelen kazada olduğu gibi artık çevrede oluşan herhangi bir değişiklikten de etkilenmeye başlamıştır. Dünyamızın akciğerleri konumunda olan Amazon ormanları tüm dünya insanlarının malı ve yaşayacak olan insanlara bırakılacak bir mirastır. Sizin ülkenizde bulunan denizlerin temiz olması artık çok önemli olmamakta, bu denizlere akan suların nehirlerin de korunması başta gelmektedir. Karadeniz'i siz kirletmemiş olabilirsiniz, ama Orta Avrupa'dan Ukrayna ve bir kısmı Rusya'dan ağır bir şekilde kirlenerek gelen Tuna, Dinyeper ve Dinyester Nehirleri sizin bir denizinizi veya havzanızı kirletebilmektedir. Çeşitli ve karmaşık çevre sorunları arasında orman ve diğer yeşil örtülerin kaybı, ardından yaşanan toprağın aşınıp-taşınması, yani erozyon çölleşme, bitki ve hayvan türlerinde azalma, su kaynaklarının yetersizliği, hava kirliliği, sosyo-ekonomik dengesizlikler gibi sorunlar ayrı bir öneme sahiptir. Sadece tropiklerde her yıl 17 milyon hektar genişliğinde orman kaybedilmektedir. Sadece Asya pasifik bilgesinde 1980-1990 yılları arasında 45 milyon hektar (aynı kuşakta mevcut ormanların %9' u) orman kaybedilmiştir. Dünya genelinde ise her yıl kaybedilen orman alanı 23 milyon hektar dolaylarındadır. Yeryüzünde her gün 140 bitki ve hayvan türü kaybolmakta, Yine her yıl dünya kara yüzeylerinden 23.5 milyar ton toprak ormansızlaşma ve erozyon sonucu denizlere ve göllere taşınmaktadır. Dünyamızda her yol 6 milyon hektar verimli toprak dönülmez biçimde çölleşmekte, 21 milyon hektar verimli toprak da çölleşme etkisi ile verimsizleşmektedir. Yeşil örtülerin ve ardından toprakların kaybı açlık, yoksulluk, göç ve kitleler halinde ölüm demektir. Bu arada yeraltı ve yerüstü su kaynakları da azalmakta, göllerde sular çekilmekte barajlar dolamamakta, bazı akarsular yağışlı dönemler dışında denize dahi kavuşamadan kurumaktadır. Su da artık insanlara yetmemektedir. Tüm bu nedenlerden dolayıdır ki, 2000' li yıllarda buğday ve su hayati stratejik maddeler arasında yerini alacaktır.Ülkemizde orman varlığı, son verilere göre, 20.7 milyon hektardır (ülke genel alanının %26,6' sı kadar) Maalesef bu ormanların da hemen hemen yarısı bozuk ya da çok bozuk yapıdadır. Ayrıca, son yılların bazı hukuki düzenlemeleriyle, (açma ile edinilmiş ve orman özelliğini kaybetmiş(!) arazilere tapu verilmesi uygulamaları) bu orman varlığımızda alan itibariyle daralmış, aşırı otlatma ve bakımsızlıktan dolayı meralarımızın verimi %8-10'a düşmüştür. Bunların sonucu ülkemiz topraklarının % 83,2 sinde erozyon görülmekte, her yıl 500 milyon tonun üzerinde ( bu rakam son yıllarda 1,2 milyar ton olarak telaffuz edilmektedir.) toprak denizlere taşınmaktadır. Bunlara bağlı olarak da ülkemizde sel,taşkın, heyelan,çığ gibi büyük mal ve can kayıplarına neden olan felaketler eksik olmamaktadır. Bu konuda son yılların özellikle 1995 yılı 13 Temmuz günü akşam vakti 10-13 dakikalık bir yağmur sonucu gelen bir çamur selinde kaybettiğimiz 74 canı hatırlayalım . Aynı yıl 4 kasım 1995' de İzmir/karşılaka seller altında kalmış, trilyonla ifade edilen maddi zararlar yanında 65 cam kaybedilmiştir. Aynı gün Isparta Sütçüler ve Antalya Aksu' da da önemli sel olayları yaşanmış, Sütçüler' de 5 can kaybedilmiştir. Bu ve benzeri olaylar halen devam etmekte, trilyonlarca liralık maddi zararlar ve can kayıplarına yol açmaktadır.
Yüce Allah (C.C.) nasıl ki kullarının cezasını anında vermiyor ise tabiat ta öyledir ; sabırla bekler ve bir gün tokadını öylesine ansızın vurur ki, insanoğlu nereden ve nasıl geldiğini anlayamaz bile. Ünlü düşünür Dostoyevski " Doğanın intikamı insan adaletinden çok daha acımasızdır " demektedir. Sel, taşkın, heyelan, çığ ve benzeri felaketlerin temelinde yamaç arazilerdeki çıplaklaşmanın, yani orman, mer'a ve benzeri yeşil örtülerin yokedilmesinin yattığı açıktır. Maalesef insanoğlu güzelim sennet bahçelerinin fütursuzca yok etmekte, kendini daha bu dünyada iken cehenneme teslim etmektedir. Kur'an'da nice ayette nice kavmin başına gelen felaketler sık sık tekrar edilerek anlatılmaktadır. Bu kavimlere ya sel ile ya zelzele, gökten taş yağması yada kuvvetli esen bir kasırga veya bir gürültü ile helak edilmişlerdir. Bu arada uzun süren kuraklık, kıtlık ve açlığı da sayabiliri. Nitekim A'raf suresi 130. ayette "Andolsun ki, biz de firavun ailesini ders alsınlar diye, yıllarca süren kuraklık ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık denilmektedir. Yüce Allah (C.C.) bu toplumların bir kısmından kalan ve halen ayakta duran harabeleri gezip görmemizi ve özellikle de der almamızı öğütlemektedir. Bu dersler arasında herhalde düşünen insanlar ve düşünen toplumlar için doğaya karşı saygılı olmak dersinin de olması gerekir. Ancak, ne yazık ki, insanoğlu ne geçmişte ve ne de bugün herhangi bir şeyden ders almış değildir. İşte bu ve benzeri olayların dünya genelinde arzettiği öneme paralel olarak dünya devletleri sık sık bir araya gelmekte ve bu kötü gedişe elbirliği ile dur demeye çalışmaktadırlar. Her konuda olduğu gibi, doğaya ve çevreye karşı saygının ve duyarlı olmanın yolu da temelde eğitimden geçmektedir. Bu eğitim aile yuvasından daha çocukken başlayacak, okul, asker ocağı, toplu işyerleri, cami, mescit ve bunun gibi yerlere kadar uzanacaktır. Cami ve mescitlerimizin ülkemizin en ücra köşelerine kadar yayıldığını düşünürsek de halkımızın bu konularda aydınlatılmasında din adamlarımıza da önemli görevler düşmektedir.
İslamiyet ve onun yüce rehberi Kur'an içerisinde çevre ile insan arasındaki ilişkiyi ortaya koyan ve hiç bir şeyin eksik bırakılmadığı bir çok hüküm ve örneklere rastlanabilir.
Sonuç olarak yapılan her iyiliği ödüllendiren veya ödüllendirileceğini beyan eden bu dinin mensupları çevre ve orman konusunda daha duyarlı olacaklarını ümit ediyorum.
|
Birincisi: Bize emanet edilen bu varlığı emanet sahiplerine sağlam ve noksansız olarak teslim etmemiz gerektiği için...
İkincisi; Sonsuzluğa inanan insanlar için Ağaç dikmek kadar çok teşvik edilen ve cazip kılınan çok az hizmetler olduğu için....... Ağaç ve fidan konusunda Hz. Peygamber (s.a.v)'in ve İslam önderlerinin, pek çok açık ve güzel hadiseleri vardır. Bunlar arasında Hz. Muhammed (s.a.v) 'in : " Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin." hadisleri en çok bilinenlerindendir. Peygamber (s.a.v) Efendimiz bu konuda ayrıca şunları da söylemektedirler. " Yedi şey vardır ki, kişi kabirde bile olsa, ondan hasıl olan sevap devamlı olarak kendisine ulaşır: Öğretilen ilim, halkın yararlanması için akıtılan su, dikilen ağaç, inşa edilen mescid, okunmak üzere bağışlanan Kur'an ve iyi terbiye edilmiş evlat." " Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri ihya edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah (C.C.) tarafından ödüllendirilir. İnsan ve hayvan ondan yararlandıkça orayı ihya edene sadaka yazılır." "Her kim, yerine yenisini dikmeden bir sedir ağacını kesecek olursa Allah (C.C.) ona cehennemde bir ev yapar." "Bir müslüman ağaç diker de onun meyvesinden ve yaprağından insan, hayvan ve kuşlar yiyecek olursa, yenen şey, ağacı diken için bir sadaka olur." Kaynaklar: Buhari, El Münavi, Kitabül Edep, Müslim Musakaat, İbnül Esir, Feyzül Kadir
Üçüncüsü de: Bitki ve ağaç topluluklarının oluşturduğu ormanların sağladığı faydaların ne bu günün ne de yarının teknolojileri ile kesinlikle sağlanamadığı ve sağlanamayacağı için.....
Bir
hektar LADİN ormanı yılda 32 ton.
Bu bir
ORMAN DAVASIDIR, ve sadece bir kurumun veya Devletimizin işi değil, bütün
Türk Ulusunun ve hatta insanlığın
LÜTFEN
ORMANLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!... |
Sevgili dostlar;
Hayatımızı kolaylaştıran birçok araç ve gereci kullanırken aslında tabiatı tüketiyoruz. Yaşadığımız mekanı ısıtmak için kullandığımız en çevreci yakıt olarak tanımladığımız doğal gaz bile karbondioksit üreterek ormanlarımızın ürettiği oksijeni tüketiyor. Siz bir de kömür ve odun yaktığımız yöreleri düşünün. Oralardaki çevre kirliliği ormanların önemini daha açık ortaya koyuyor.
Bu yüzden ne kadar çok ağaç dikersek o kadar fazla katkıda bulunacağız tükettiğimiz çevreye. Yok "ben yalnızca tükettiğim kadar ağaç dikmek istiyorum" diyorsanız buyurun aşağıdaki tabloya.
Bu örnekler karbondioksit tüketimini dengelemek içindir. Bir de ağacı mobilya ve kağıt gibi malzemelerde doğrudan hammadde olarak kullandığımızı düşünürsek bu sayı onlarca ağacı bulur. Yaşayan bir ağacın odun ve mobilya hammadde değerinin iki bin katı yarara sahip olduğu söylenilmektedir. Bunun için dikeceğiniz ağaçları vaktiniz, bütçeniz ve sağlığınız nispetinde fazla tutmaya gayret edin...
Selamlar........
|
NASIL FİDAN DİKELİM ? Türkçemizin azizliği bu " nasıl" kelimesini şekilden şekle koyuyor. Benim anlam olarak alıp açıklamaya çalışacağım nasıl; satın alıp dikmek istediğimiz fidan için yapacağımız fiilleri anlatıyor. Bu birincisi. İkincisi ise eğer küçük bir bahçeniz varsa ve bir şeyin sizin eseriniz olmasını istiyorsanız (ki onu sadece hayata kavuşturan olabilirsiniz) herhangi bir tohumu nasıl çimlendireceğinizi ve fide haline getireceğinizi yazdım. 1. SATIN ALDIĞINIZ VE YA SİZE HEDİYE EDİLEN BİR FİDANI NASIL DİKEBİLİRSİNİZ. FİDAN DİKİMİ VE BAKIMINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR Fidan dikim zamanını, ağaç türlerinin biyolojik özellikleri ve bölgesel iklim şartları tayin eder. Genellikle büyümenin durduğu andan, sürmenin başladığı zamana kadar geçen süre içerisinde don olmayan zamanda dikim yapılabilir. Kaplı fidanlar sulamak kaydıyla toprak tavda olduğu zaman her mevsim dikilebilir. Memleketimizde genellikle erken ilkbahar, sonbahar ve bazı müsait bölgelerde kış ayları dikim için uygundur. Ayrıca, yapraklı tür fidanların yapraklarını dökmüş olmaları ve dikim yapılacak toprağın tavında olması, yani çok kuru veya çamur olmaması gerekir. Toprağın çok ıslak, donlu veya karla örtülü olması halinde dikim yapılmamalıdır. Fidan ambalajında; naylon torba ve ambalajın bağlanmasında tel kullanılmışsa, bunlar, mutlaka sökülüp atılmalıdır. - Fidan çukuru, fidan köklerinin gerektirdiği derinlik ve genişlikte olmalıdır. Fidanı, fidanlıkta yetiştirildiği kök boğazı hizasındaki derinlikte dikmeli, çok sığ veya derin olmamalıdır. - Fidanın, dikiminden önce (yapraklı fidanlar, kavak) gerek kök ve gerekse gövde dalları usulüne uygun budanmış olmalıdır. - Dikimde fidan gövdesinin dik durması sağlanmalıdır. - Dikim yapılacak toprakta yeteri kadar organik madde yoksa, fidanın beslenebilmesi için toprağa 1/4 'ü kadar yanmış ahır gübresi ilave edilmelidir. - Dikimde, fidan çukurundaki toprak yeteri kadar çiğnenerek sıkıştırılmalıdır. - Boylu fidanların rüzgar etkisi ile devrilmemesi için kazık v.s. ile tespiti yapılmalıdır. - İmkanlar varsa dikilen fidanlar, dikimi müteakip bolca sulanmalı yani can suyu verilmelidir. Dikilen fidanların normal gelişebilmesi için, sulanması, çapalanması, yabancı otların alınması, zararlılardan korunması ve fakir topraklarda gübrelenmesi gerekir. Fidan da bir canlı olduğuna göre, gelişmesi için suya mutlak ihtiyacı vardır. Yalnız üst toprağa bakarak kurudur diye sulamak çok hatalı olabilir. Fidanın köklerinin bulunduğu derinlikteki rutubet durumu önemli olduğundan, bu derinlikteki duruma göre fidan sulanmalıdır. - Sulamalar arasındaki zamanı mümkün olduğu kadar uzatmakta ve sulamanın bolca yapılmasında fayda vardır. Bu suretle fidanın iyi gelişmesine yardım edilmiş olur. -Fidanın su kadar toprağın içindeki havaya da ihtiyacı vardır. Bunun için fazla sulamadan kaçınılmalıdır. -Fidanlar, hayvan, böcek, mantar, ot, don, kar kırması , durgun su gibi tehlikelerden korunmalıdır. - Fidanın daha güzel, daha kuvvetli ve gürbüz olmasını, bol çiçek ve meyve vermesini sağlamak için budama yapılmalıdır.- Budamanın derecesi ne olursa olsun, ağacın tepe şekli korunmalıdır. İbreli türlerde yalnız kuru ve hastalıklı dallar budanmalı, başkaca bir budama yapılmamalıdır. Bitkilerin tabii yapı ve özellikleri dikkate alınmalı, tabiattaki şekil ve büyüklükte, yani tabii halde bırakıldıkları takdirde daha güzel oldukları unutulmamalıdır. - Her kişinin, her bahçıvanın, budamayı bildiği kabul edilmemeli, budama ehil kişilerce yapılmalıdır.
2. BAHÇENİZİN BİR KÖŞESİNDE BİR ŞEYLER YAPABİLMENİN MUTLULUĞUNU NASIL YAŞAYABİLİRSİNİZ? Hayatınızda mutlaka evinizde veya işyerinizde bir çiçek büyütmüş veya görmüşsünüzdür. Hiç değilse bebekleri olan arkadaşlarınıza gönderdiğiniz çiçeklerin parasını öderken bakmışsınızdır göz ucunuzla. Bitkiler hayatlarını çok basit bazı maddelerle ikame ederler. Onlar için ham toprak, ısı ve ışık yeterlidir. Sevgiyi az kalsın unutuyordum.
Efendim eğer böyle bir merakınız varsa öncelikle çevrenizdeki ağaçları ve bahçe düzenlemesinde kullanılan bitkileri tanımanızı tavsiye ederim. Akasya, karaçam, maviservi, kara servi,sedir,ladin, mavi ladin, mazı, top servi, meşe mutlaka yakınlarınızda bulunan ağaçlardan sadece birkaçı. Bunların herbiri için bir sayfa yapmaya gerek yok. Eğer çevrenizdeki ağaçları tanıyor iseniz geldiğinde olgunlaşan tohumlarını toplamanız gerekiyor. Şimdi bunu basitçe aşamadan geçirelim. Örnek olarak mavi serviyi aldım. Çünkü mavi servi 10-15 metreye kadar boylanabilen bir ağaçtır. Dallar gövdeye yatay denebilecek şekilde geniş bir açı ile birleşmektedir. Tepe piramidal görünüştedir. Yaprak rengi mavimsidir. Bu nedenle park ve bahçe tanzimlerinde süs ağacı olarak kullanılmaktadır. Diğer servi türlerinden, iklim değişikliklerine daha fazla uyum sağlamasıyla ayrılır. 2000 metre rakımına kadar kadar ve sıcak yerlerin ağaçlandırılmasında kullanılır.
Kozalağı futbol topunu andırır.( Padişahların topuzunu andıran kozalaklar yalancı serviye aittir.) Her bir kozalağın içerisinden yaklaşık olarak 60-70 arası tohum çıkar. tohumlar o kadar küçüktür ki 1 kg da yaklaşık 140000 (yüzkırkbin)adet tohum vardır. Kasım - Aralık aylarında toplanır ve her yıl tohum verir.
Topladığınız kozalakları önce yıkayın ve oda sıcaklığında kurumalarını bekleyin. Bunun için bez torba kullanmanız iyi olur. 20-30 gün içinde kozalaklar açılacaktır. Torbayı karıştırarak kozalakların tohumları atmasını sağlayın. Sıra tohumları toprağa vermeye geldi. Bunun için son bahardan hazırlık yapın. ve toprağı havalandırın. Otlarını ve taşlarını temizleyin. Aralarında yürüyebileceğiniz kadar boşluk bırakarak birer metre karelik alanlar oluşturunuz. İşlediğiniz toprakla üzerini ince bir tabaka ile örtebileceğiniz yağışsız bir günde tohumları toprağa serpiniz. Tohumlarınız biri bile açıkta kalırsa yiyecek bulamayan kuşlar bilhassa karaçam ve akasya tohumlarınızı afiyetle midelerine indireceklerdir. Artık bahar geldiğinde tohumlarınız çimlenmeye başlayacaktır. İçlerinde hemen ölenler olacaktır. Bunları önlemeniz mümkün değildir. Toprak içinde bulunan alkali asit ve bakteriler ektiğiniz tohumların yarısını daha doğmadan öldürecektir. Sıcak yaz günlerinin gecelerinde fidelerinizi sulayın. Ne eksik ne de fazla olmamak kaydıyla bunu rutin olarak yapın. Eğer çimlenen tohumlarla yabancı otları birbirinden ayırt edebiliyor iseniz (ki karaçam ve mavi servi tohumları çimlenirken başlarında tohumların kabukları vardır.) yabancı otları temizleyin. Sonbahar da fideleriniz artık bu durumda olacaklar.
Yaklaşık on aylık olan fidelerinizi bahar gelmeden (En iyi zaman mart ayının kurak zamanı olabilir.) toprağın tavda olduğu ve fidenin sürgün vermediği bir günde çimlendiği alandan alarak tüplere koyun. Toprağını mümkün ise ile karıştırın. Poşetlerin içindeki fazla suyun dışarı akması için alt yanlarından delin.
Bunu her fide için tekrarlayın. Artık ihtiyacınız yalnızca zaman.Bu kadar zor ve uzun sürede büyüyen bu ağaçları bir çırpıda kesen ve yakan insanlara kim bilir ne kadar kızıyorsunuzdur. Ama kızmak tek başına insanın sağlığını bozarken böyle uğraşılar insana yaşama sevinci katıyor. Sakın azminizi yitirmeyin. Unutmayın ki rotası belli olmayan yelkenliye rüzgar bile yardımcı olmaz. sağlıklı ve mutlu kalın.......... Katkılarından dolayı EKREM ÜRPER MEHMET ÜRPER & İBRAHİM LENGER' E TEŞEKKÜR EDERİZ.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||